Osmanlılar'ın
şehri almasından birkaç yıl sonra buradaki hıristiyanlar, Kara Samsun'u
yakarak gemilerle buradan ayrıldılar (1425). Müslüman Samsun'da yine
Çelebi Mehmed tarafından isfendiyaroğulları'ndan savaşsız olarak Osmanlı
hakimiyetine geçirildi. Böylece Samsun, "Canik Sancağı" adıyla Rum
(Sivas) Eyaleti'ne bağlı bir sancak olarak Osmanlı idari teşkilatına
dahil edildi.
Samsun
çevresindeki beylikler ise daha sonraki padişahlar tarafından birer
birer Osmanlı idaresine alındı. Osmanlı Hakimiyetine geçtikten sonra
Samsun eski ticari önemini kaybederek küçük bir iskele olarak XIX.
yüzyıla kadar kaldı. Bu dönemde Samsun iskelesi, Sinop Limanı'nın
gölgesinde kalarak gelişme imkanı bulamadı. XVII. yüzyılın başIarından
itibaren deniz yoluyla gelen Kazaklar'ın saldırısına maruz kalan Samsun,
bakımsız haldeki kalenin tamiri ve içine muhafız tayinedilmesi
suretiyle emniyet altına alındı. 1645 yılında Samsun’a gelen EvIiya
Çelebi bazıbilgiler vermektedir. Samsun halkının gemicilik ve
kendircilikle uğraştığını söyleyen Evliya Çelebi, Samsun kalesinin deniz
kıyısında taştan ya pılmış sağlam bir yapm olduğunu belirtmektedir.
Samsun'un lezzetli suyu olduğuna dikkat çeken Çelebi, evlerin kiremitli,
baglıbahçeli olduğunu, eğitim kurumlarının ise çok az olduğunu
kaydetmektedir. Demir atılabilir nitelikte bir iskeleye sahip olan
Samsun’un, yaban üzümü ve nar rengi armut turşusunun meşhur oldugunu
zikretmektedir. Bunlar fıçılarla İstanbu'la gönderilmektedir. Gemi
palamarları için imal edilen kendir ipinin bütün dünyaya yetecek kadar
çok olduğunu da söylemektedir.
Katip çelebi Samsun hakkında şu
bilgileri vermektedir; "Samsun Karadeniz kıyısında, Kefe'nin tam
karşrsında ünlü bir kasabadır. Amasya suyu kasabanın doğusundan geçerek
denize dökülür. Samsun’un güneyindeki dağ bir yay çizerek batıdan ye
doğudan denizle birleşir. Samsun şehri, bu dağ siIsileIerinin
oluşturduğu yarım çember ile Karadeniz arasında alçak bir düzlüktedir.
Eski yapı olarak bir kale ve kalenin içinde camiler, hamamlar ye çarşı
vardır. Birkaç ev bir araya getirilerek oluşturulan öbeklerle mahalleler
oIuşturulmuştur".
1701 yılında buradan geçen Tournefort,
Samsun’un adından sözetmekte "... eski Atina kolonisi Amisos’un yerinde
kurulmuş bir köyü arkamızda bıraktık" demekle, Samsun’un bu tarihte
henüz gelişme göstermediğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bu
yüzyılın ilerleyen tarihlerinde Samsun ile Karadeniz'in diğer limanları
ve özellikle Kırım arasında kayda değer bir deniz ticareti yapılmaya
başlanmıştır. 1813-1814 senelerinde Anadolu’da gezen İngiliz seyyahı
J.MacdonaId Kinneir 4 mil genişiliğindeki bir koyun kenarında ağaçlıklar
içinde kurulmuş olan Samsun’un şirin manzarasından bahsetmekte, şehrin
etrafının Türkler tarafından inşa edilmiş olması lazım gelen harap bir
sur ile çevrili bulunduğunu, minareli beş cami, bir hamamı ve tüccarlar
için büyük bir hanın mevcut olduğunu söylemekte, nüfusunu ise ancak 2
bin olarak bildirmektedir.
1774 Küçük Kaynarca Andlaşması ile
Kırım'ın elden çıkması sonucu Samsun'un ticari önemi de iyice
gerilemiştir. Ancak XIX. yüzyıl ortalarından itibaren Samsun ve Canik
Sancağı yeniden gelişmeye başlamıştır. Tütün ekiminin yaygınlaşması ve
buharlı gemi işletiminin Karadenizde'de yaygınlaşmaya başlaması bu
gelişmede önemli etkenler olmuşlardır. Şehrin ve sancağın ticari
ekonomik poansiyeli geliştiği gibi nüfusu da o oranda artmıştır. 1869
Yangını şehrin hemen hemen tamamını kül haline getirdiyse de zengin bir
ticaret şehri olan Samsun kısa zamanda kalkındı. Belediye tarafında
Fransa'dan getirilen bir mimarın planına göre şehirde birbirini dik
olarak kesen fakat genellikle zamanımızın ihtiyaçlarına göre dar sokak
ve caddeler boyunda bir kısmı kargir olmak üzere evler ve umumi binalar
yapıldı.
Birinci dünya savaşı yıllarında ticareti
felce uğrayan Samsun çok sıkıntı çekti. 1915 Yılında Rus savaş gemileri
şehri topa tuttu. Savaş yıllarında Samsun yakınlarında Pontus
çetelerinin faaliyetleri dikkat çekmektedir. Mondros Mütarekesi'nden
sonra 4000 kişilik bir ingiliz Hintli kuvveti Samsun'u işgal etti ki bu
kuvvetler Milli Mücadele sırasında memleketi terketmişlerdir.
Samsun'dan başlayarak Sivas üzerinden
Elcezire'ye doğru uzatılacak bir demiryolu inşası, daha XIX yüzyılın
ortalarından itibaren düşünülmüş idi. Bu konuda ilk imtiyaz 1891'de
Belçikalı Baron Macar'a verilmiş, Amasya yönünde yola ait tetkikler
yapılmaya başlanmış fakat inşaata girişilememişti. Daha sonra bir
Fransız şirketi bu işi üstüne alarak 5 km kadar ray döşemiş ve 30 km
kadar da tesviye yapmış iken I.Dünya Savaşı işleri durdurmuştur.
Cumhuriyet kurulduktan sonra Samsun-Sivas demiryolu inşası ilk olarak
ele alınmış ve hattın ilk 50 km lik kızmı 1926'da açılmıştır. 1932 de
demir yolu Sivas'a ulaştı. 1933 yılında Samsun-Çarşamba arasında 39 km
lik bir demiryolu yapılmıştır. Daha sonra yapılan demiryolu ve karayolu
ağlarıyla Samsun, Karadeniz illerinin Anadolu'ya çıkış noktası haline
gelmiştir.
Samsun'u konum ve önemine yakışan bir
limana sahip kılmak için öncedenm girişilen teşebbüslerden bir sonuç
alınamamış, nihayet bir şirket 1953'de bu işi üzerine alarak 1960 da
dalgakıran ve rıhtımların inşasını bitirmiştir. Daha sonraki yıllarda
yapılan eklemelerle Samsun Limanı önemli miktarda yükleme ve boşaltmanın
yapılabildiği bir liman özelliği kazanmıştır.
9 Ocak 2013 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız
Mutluluk Duyarız
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder